"Democracy is a pathetic belief in the collective wisdom of individual ignorance." H.L. Mencken

Pazar, Şubat 08, 2015

Sosyalizmi hangi sosla alirsiniz?


Yakında Liber+'da 

Cuma, Ocak 16, 2015

Devlet sorunu

Devlet üzerine başlayan çoğu tartışma onun gerekliliği ile meşruiyeti arasında mekik dokur. Weber’in belirli bir coğrafya üzerinde “meşru şiddet kullanma hakkına sahip olan tekel” (das Monopol legitimen physischen Zwanges) olarak tanımladığı devletin meşruiyeti üzerine sorduğunuz her soru, onun gerekli bir aygıt olduğu argümanlarıyla cevaplanır. Oysa, gereklilik ile meşruiyet arasındaki bağlantı sanıldığından zayıftır.

Hangi formda olursa olsun, meşruiyet sorununu aşamamış bir yapı olan devletin gerekliliğini kabullenmek birçok yönden sorunludur. Çoğu zaman “devletin olmamasının daha büyük bir sorun olduğu”, ya da “kaosa yol açacağı” argümanlarıyla bu
gerçeğin üstü örtülür. İddia edilen bu görüşe göre,
devlet gayri meşru olmasına rağmen,...

Devamı Liber+'da  

Pazartesi, Temmuz 21, 2014

Ramazan Yazıları: Son

(Bunu da yazayım eksik kalmasın.)

Senkretizm birçok farklı inanç kolunun uygulamalarının harmanlanmasına dayanır. Doğal bir şekilde hiç kimse senkretik öğretiyi kabul/takip ettiği için yargılanamaz. Bu tabii olarak diğer öğretiler, inançlar için de geçerli. Dileyen Yahudi şeriatını, dileyen Eski Ahit’i, dileyen Yeni Ahit’i, dileyen Avesta’yı, dileyen Mormon kitabını takip eder. Bu kişinin kendi tercihidir, kimse karışamaz. Ancak, bir kişi ağzıyla  ben A’yı takip ediyorum derken, aslında B ya da C’yi takip ediyorsa,ya en masum ifadeyle cahildir, bilmiyordur, hatta acıklı bir şekilde bilmediğini bilmiyordur, ya da diğer masum olmayan ifadelerle yalancıdır, ikiyüzlüdür. Bu yazımın da amacı kimsenin inandığı, takip ettiği inançları yargılamak değil, kimin neyi takip ettiğini sorgulamaktır. Özel çerçevede, Kur'an'ı takip ettiğini söyleyip kendilerine müslüman diyen İslamcıların durumunu sorgulayacağım. Kur'an'a inanıp takip etmeyenlerle herhangi bir meselem yoktur, bu yazı da onlara hitap etmemektedir. Bu ön açıklamanın peşinden her zaman yaptığım uyarıyı tekrarlayayım: herhangi bir şekilde "ben en doğrusunu biliyorum" tarzında bir iddiam olmadı, benim yazdıklarımı da sorgulamadan kabul etmeyin, kendiniz araştırın. Hatam varsa uyarın ki düzelteyim.

Politik doğruculuk endişesini bir yana bırakıp daha açık kelimelerle yazarsam, bugün ortalıkta müslümanım diye dolaşan bir çok senkretik İslamcı, Gazze katliamının da verdiği gazla, burnumuza burnumuza dayadıkları din algısının deşifre edilmesini kendilerine hakaret olarak algılıyorlar. Yahudi mallarını boykot etme peşindeki bu güruh aslında takip ettikleri Yahudi ögelerin deşifresine katlanamıyorlar. Çünkü onlar için "gerçek"lerin ifade edilmesi, açmazlarının yüzlerine vurulması, en ciddi hakarettir. Ya cahilliklerini kabul edip ikilem içine girecekler, ki genelde bununla yüzleşmeye cesaretleri yoktur, ya da kendi ikiyüzlü dünyalarında farklı fikirde herkesi tekfir edip susturacaklar. (Eğer Yahudi ürünlerini boykot ediyorsanız, bu yazıyı okuyarak kendinizle çelişiyorsunuz, çünkü bu yazının yayınlandığı platformun (blogspot/blogger) sahibi Yahudi'dir, derhal okumayı bırakın.)

Aşağıda vereceğim örneklerden yola çıkarak, "Kur'an'da geçmeyen her eylemin yapılmaması gerekir" şeklinde bir anlam çıkarmak yanlış olur. Bu yazının mesajı o değildir. Bu tarz eylemler örfe, ki Kur'an örfe saygılı olmayı öğütler, kişisel tercihe, zevke, ya da hiç bir nedene bağlı olmadan yapılabilir. Örneğin düğününü dağda mı yaparsın bayırda mı yaparsın, yemekten sonra tatlı yer misin yemez misin, dondurmanı nasıl istersin bunlar kural koymanın gereksiz olduğu alanlardır. Örfe ya da zevke göre değişir. Ancak bu eylemler "ibadet" amacıyla yapılırsa, o noktada Kur'an'ı mı takip ettiğin, yoksa senkretik bir İslamcı mı olduğun ortaya çıkacaktır. Ne hikmetse, bugün İslamcıların elinde sembol olmuş hemen hemen bütün eylemler (ezan, hilal, başörtüsü, takke, sakal, hatta allahuekber sözü vs.) Kur'an'da yer almamakta, Kur'an dışı bir kaynaktan gelmektedir. Bu yazıdaki örneklerin  kapsamını Yahudi boykotuyla bağlantılı olarak sadece ibadet amacıyla yapılan Eski Ahit kaynaklı eylemlerle sınırlı tutuyor, gök cisimlerini taklit ederek daire şeklinde dönme, kadın doğurganlığına tapınma, yeni doğan bebeği sembolize etmek amacıyla kadın üreme organını temsil eden bir çerçeve içine konmuş siyah taşa el sürerek günahlarının affedileceğine inanma, penis (şeytan) taşlama gibi paganist kökenli örnekleri başka zamana bırakıyorum.

Aşağıdaki örnekler herhangi bir şekilde ne "ibadet" olarak, ne de övülecek bir eylem olarak Kur'an'da geçmez.

1) Takke, baş örtüsü
Bu konuda daha önce yazdığım üç yazı var: 1, 2, 3. Bu yazılardan özellikle üçüncüsünde bu konuyu örnekleriyle anlattığım için burada başörtüsü konusuna girmeyeceğim. Takke konusu ise yine Mişna kaynaklıdır. Şurada (Halacha 5) ingilizce metinde de görüldüğü üzere "bir kişi iç çamaışırıyla, başı açık ya da yalınayak ibadet etmemelidir". Ayrıca bkz. Kippah, Yarmulke 

2) Sakal
Bu konuda da Kur'an'da birşey bulamazsınız. Başka yerlerde bulabilirsiniz:

Levililer 19:27 "Başınızın yan tarafındaki saçları kesmeyecek, sakalınızın kenarlarına dokunmayacaksınız."

Levililer 21:5 "Kâhinler yas tutarken başlarını tıraş etmeyecek, sakallarının uçlarını kesmeyecek, bedenlerini yaralamayacaklar."

2. Samuel 10:5 "Davut bunu duyunca, onları karşılamak üzere adamlar gönderdi. Çünkü görevliler çok utanıyorlardı. Kral, “Sakalınız uzayıncaya dek Eriha'da kalın, sonra dönün” diye buyruk verdi."

Sayılar 10:5-7 "RAB Musa'ya şöyle dedi: “Levililer'i İsrailliler'in arasından ayırıp dinsel açıdan arındır. Onları arındırmak için şöyle yapacaksın: Günahtan arındırma suyunu üzerlerine serp; bedenlerindeki bütün kılları tıraş etmelerini, giysilerini yıkamalarını sağla. Böylece arınmış olurlar."

3) Sünnet olma
Tekvin 17:14 "Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir."

Tekvin 17:23-27 "İbrahim evindeki bütün erkekleri –oğlu İsmail'i, evinde doğanların, satın aldığı uşakların hepsini– Tanrı'nın kendisine buyurduğu gibi o gün sünnet ettirdi. İbrahim sünnet olduğunda doksan dokuz yaşındaydı. Oğlu İsmail on üç yaşında sünnet oldu. İbrahim, oğlu İsmail'le aynı gün sünnet edildi. İbrahim'in evindeki bütün erkekler –evinde doğanlar ve yabancılardan satın alınanlar– onunla birlikte sünnet oldu."  (Bu hikaye neredeyse harfi harfine Buhari koleksiyonunda geçer.)

Çıkış 4:24-26 "RAB yolda, bir konaklama yerinde Musa'ylai karşılaştı, onu öldürmek istedi. O anda Sippora keskin bir taş alıp oğlunu sünnet etti, derisini Musa'nın ayaklarına dokundurdu. “Gerçekten sen bana kanlı güveysin” dedi. Böylece RAB Musa'yı esirgedi. Sippora Musa'ya sünnetten ötürü “Kanlı güveysin” demişti."

Kur'an'a göre ise insan en güzel şekilde yaratılmııştır (40:64). Fazlalık olan, sonradan alınması gereken bir deri yoktur. (Sağlık, hijyen, ya da örf, adet gibi nedenlerle sünnet olma ya da olmama --ki mesela herkes sünnetsiz çocuğunuz sünnetli ise, ya da tersi durumda çocuğunuzla dalga geçilebilir-- ibadet amacıyla sünnet olmaktan farklıdır.

4) Elleri kaldırarak dua etme
Yine Kur'an'da elleri kaldırarak dua etmek yoktur.  Nerede vardır?

Deut. 32:40 "Elimi göğe kaldırır ve sonsuzluk boyunca varlığım hakkı için derim ki,"

Mezmurlar 58:2 "Seni yardıma çağırdığımda, Ellerimi kutsal konutuna doğru açtığımda, Kulak ver yalvarışlarıma."


Daha detaylı olarak şuraya bakabilirsiniz.

5) Amin deme
İslamcıların okuduğu şekliyle Kur'an'ın ilk suresi bir ayet eksiktir. İmam bu sureyi her namazın başında okuduğunda hep bir ağızdan "amiiiiin" diyerek bu eksikliği(!) tamamlarlar. Ayrıca her duanın ardından bu sözün söylenmesi de şart haline gelmiştir. (Doğruluğundan emin olmadığım bir iddiaya göre bu söz Mısır tanrısı Amon'un ismini anma amaçlıdır. Bu iddia doğruysa, edilen duaların kime edildiği de şüpheli bir hal almaktadır. Oysa Kur'an "inşallah-Allah'ın izniyle" denmesini öğütler (18:23-24). Amin kelimesi Kur'an'ın hiç bir yerinde geçmez. Peki nerede geçer?

Deut. 27:15-26 "‘15 RAB'bin tiksindiği el işi oyma ya da dökme put yapana ve onu gizlice dikene lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diye karşılık verecek.
16“ ‘Annesine, babasına saygısızca davranana lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.
17 “ ‘Komşusunun sınırını değiştirene lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.
18 “ ‘Kör olanı yoldan saptırana lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.
19 “ ‘Yabancıya, öksüze, dul kadına haksızlık edene lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.
20 “ ‘Babasının karısıyla yatana lanet olsun! Çünkü o babasının evlilik yatağına leke sürmüştür.’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.
21 “ ‘Herhangi bir hayvanla cinsel ilişki kurana lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.
22 “ ‘Annesinden ya da babasından olan kızkardeşiyle yatana lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.
23 “ ‘Kaynanasıyla yatana lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.
24 “ ‘Komşusunu gizlice öldürene lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.
25 “ ‘Suçsuz birini öldürmek için rüşvet alana lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.
26 “ ‘Bu yasanın sözlerine uymayan ve onları onaylamayana lanet olsun!’
“Bütün halk, ‘Amin!’ diyecek.”"


6) Kutsal metinleri duvara asmak/duvarları bu metinlerle süslemek
Kur'an (Allah'ın ayetleri) duvarlara süs olsun diye değil, okunsun diye indirilmiştir.

Deut. 6:6-9 "Bugün size verdiğim bu buyrukları aklınızda tutun. Onları çocuklarınıza belletin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin. Bir belirti olarak onları ellerinize bağlayın, alın sargısı olarak takın. Evlerinizin kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın.

Deut 11:20 "Evlerinizin kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın."


7) Domuz, leş, kan harici yasaklanan yiyecekler
Kur'an'da yasaklanan yiyecekler bir kaç yerde tekrarlanmış hatta detaylandırılmıştır: (2:173, 5:3, 6:145, 16:115). Buna göre, domuz eti, leş, kan ve Allah'tan başka tanrılara kurban edilen hayvanların etinin yenmesi yasaklanmıştır. Bunun dışındaki bütün yiyecekler (evet, eşek, at, kedi, köpek, yılan, kertenkele, kurbağa, böcek, salyangoz, alkol vs. dahil) HELAL'dir. Hangisi "iyiyse" (5:4) yenebilir. "Şu helaldir, şu haramdır" diyerek Allah'a iftira atmak yasaklanmıştır (5:87, 16:116). Av köpeklerinin yakaladıkları da helaldir (5:4). Evet, İslamcılar köpek sevmez gerçi ama Kur'an köpek beslemekten bahseder. Her türlü deniz ürünü helaldir (5:96). İslamcılara göre ise, çift tırnak-tek tırnak ayrımı, geviş getirme şartı, yırtıcı olmama şartı, haram olan bir sürü hayvan vardır. Hanefilere göre iskeleti olmayan balıklar haramdır, Şafiler "denizden babam çıksa yerim" der. Peki bu şartların kaynağı nedir?

Leviticus 11:1-23 RAB Musa'yla Harun'a şöyle dedi: “İsrail halkına deyin ki, ‘Karada yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz: Çatal ve yarık tırnaklı, geviş getiren hayvanların tümü. Ancak geviş getiren ve çatal tırnaklı olan hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır: Deve geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Kaya tavşanı geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Tavşan geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Domuz çatal ve yarık tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır. Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız, sizin için kirlidir. 
“ ‘Suda yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz: Denizde, akarsularda yaşayan pullu ve yüzgeçli canlıların etini yiyebilirsiniz. Denizdeki ve akarsulardaki bütün pulsuz ve yüzgeçsiz canlılar –suda toplu halde yaşayanlar ve ötekiler– sizin için iğrenç sayılır. Bunlar sizin için iğrenç sayılacak. Etlerini yemeyecek, leşlerinden tiksineceksiniz. Suda yaşayan bütün pulsuz ve yüzgeçsiz canlılar sizin için iğrenç sayılacak. 
‘Tiksindirici kuşların etini yemeyecek, şunları iğrenç sayacaksınız: Kartal, kuzu kartalı, kara akbaba, çaylak, doğan türleri, bütün karga türleri, baykuş, puhu, martı, atmaca türleri, kukumav, karabatak, büyük baykuş, peçeli baykuş, ishakkuşu, akbaba, leylek, balıkçıl türleri, ibibik, yarasa.
“ ‘Dört ayaklı ve kanatlı böceklerin hepsi sizin için iğrençtir. Ama dört ayaklı ve kanatlı olup ayaklarını sıçramak için kullanan bazılarının etini yiyebilirsiniz. Şunları yiyeceksiniz: Bütün çekirge türleri, küçük çekirge, cırcırböceği, ağustosböceği. Öbür dört ayaklı, kanatlı böceklerin hepsi sizin için iğrenç sayılır.

Leviticus 11:29-44 ‘Bütün küçük kara hayvanları iğrençtir. Yenmeyecektir. İster karnı üzerinde sürünen, ister dört ayaklı ya da çok ayaklı canlılar olsun, bunların hiçbirini yemeyeceksiniz. Çünkü bunlar iğrençtir. Bunların hiçbiriyle kendinizi kirletmeyin, iğrenç duruma sokmayın, kirli duruma düşmeyin. *Tanrınız RAB benim. Kendinizi bana adayın ve kutsal olun. Çünkü ben kutsalım. Murdar küçük kara hayvanlarını yiyerek kendinizi kirletmeyin. 


8) Resim/heykel yasağı
Kur'an'ın hiçbir yerinde resim ya da heykel yapmak yasaklanmamıştır. Kur'an Süleyman'ın resim, heykellerle süslü mihrabından övücü bir şekilde bahseder. (34:13) Resim, heykel yapmak değil, bunlara tapmak yasaktır. Ateşe de tapmak yasaktır ama nedense İslamcılar resmi, heykeli yasaklarken ateş yakmak yasak değildir. (Soğuktan donmamak için herhalde!). Eski Ahitte suret/heykel yapmakla bunlara tapmak eşit tutulmuştur:

Deut. 4:15-18 "“RAB Horev'de ateşin içinden size seslendiği gün hiçbir suret görmediniz. Bu nedenle kendinize çok dikkat edin. Öyle ki, kendiniz için erkek ya da kadın, yerde yaşayan hayvan ya da gökte uçan kuş, küçük kara hayvanı ya da aşağıda suda yaşayan balık suretinde, heykel biçiminde put yaparak yoldan sapmayasınız."



9) Kur'an'da olmayan recm cezası
İslamcıların şeriat kanunları zina eden kişilerin taşlanarak öldürülmesini öngörür. Eğer bu kişiler evli değilse cezaları yüz kırbaç/sopadır. Bu cezalar günümüzde bazı ülkelerde uygulanmaktadır. Taşlayarak öldürme (recm) Kuran’da yoktur. Eski Ahit’te hüküm şu şekildedir:

Deut. 22:22-24 "Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrail'den kötülüğü atacaksınız. Eğer bir adam kentte başka biriyle nişanlı erden bir kızla karşılaşır ve onunla yatarsa, ikisini de kentin kapısına götürecek, taşlayarak öldüreceksiniz. Çünkü kız kentte olduğu halde yardım istemek için bağırmadı; adam da komşusunun karısıyla ilişki kurdu. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız. "

İslamcılara göre recm cezasının kaynağına bakalım.  Başta en sahih (en sağlam) hadis kitabı olarak görülen Buhari ve Müslim olmak üzere --ki bu koleksiyonlara sahih diye isim takanlar kendileridir--, hadis kaynaklarında zina cezası şu şekilde geçer:

Hz. Ömer (ra)'i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti: "Allah Teala hazretleri Muhammed (sav)'a hak (din ile) gönderdi ve O'na Kitaba indirdi. Bu indirilenler arasında recm ayeti de vardı! Biz bu ayeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resulullah (sav) zina yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum: Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: "Biz Kitabullah'da recm cezasını görmüyoruz (deyip inkara sapabilecek ve) Allah'ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalalete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinaları, -delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla- sübüt bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah'da mevcut bir haktır. Allah'a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: "Ömer Allah Teala' nın kitabına ilavede bulundu" demeyecek olsalar, recm ayetini (Kitabullah'a) yazardım." (Kaynak: Buhari, Hudud 31, 30, Mezalim 19, Menakibu'l-Ensar 46, Megazi 21, İ'tisam, 16; Müslim, Hudud 15.)

Kenz-ül Ummal'da Ömer b. Hattab'ın Müsned'inden naklen, Ömer'in Hüzeyfe'ye şöyle dediği nakledilmiştir: Ömer b. Hattab bana dedi ki: "Ahzap suresinin (ayetlerini) kaç olarak sayıyorsunuz?" Ben de "72 veya 73 olarak" dedim. O da şöyle dedi: "Oysa (büyüklükte) Bakara suresine yakındı! Recm ayeti de onun içindeydi. (Kenz-ül Ummal, c.2, s.480.Aynı rivayet şu Müsned-i Ahmed'de Ubeyy b. Ka'b'dan nakledilmiştir.; c. 5, s.132. Yine Beyhaki de nakletmiştir Sünen'inde: c. 8, s.211. Müstedrek-üs Sahihayn, c.2, s.415, c.4, s.359.)

Aişe (r.ah) nakleder: "Recm ve büyüklerin on defa süt emzirmesi (nin süt kardeşliği oluşturacağı) hususundaki ayetler benim yatağımın altında bulunan bir sayfa üzerinde yazılı idi. Peygamber vefat edince Peygamber'in vefatıyla meşgul olduk da keçi gelip onları yedi." (Dar-e Kutni, c.4, s.105, İbn-i Mace, c.1, s.625)

Aişe(r.ah) derki Peygamber(s) vefat edinceye kadar Recm ayeti okunurdu. (Muslim c. 4. s. 167, Tirmizi, c.2, s.309)

"Keçinin yemesi sonucu Kuran'dan çıkan taşlama ayetini Ömer Kuran'a tekrar sokmak istedi; ancak halkın dedikodusundan korktuğu için cesaret edemedi" (Buhari 53/5; 54/9; 83/3; 93/21; Muslim, Hudud 8/1431; Ebu Davut 41/1; Itkan 2/34).

Aslında “sahih-sağlam” denilen kaynaklarda yer alan bu hikayelerde anlatılan saçma sapan uydurmalara yorum yapmak gereksizdir. Çok sağlam olduğu iddia edilen bu kaynaklara bakılırsa, Kuran ayetleri bir keçi tarafından yenmiştir.

Burada bir parantez açayım. Çünkü Kuran “taşlayarak öldürme” eylemi konusunda sessiz değildir. Kuran recmden, yani taşlayarak öldürme olayından beş kez, inanmayanların eylem biçimi olarak bahsetmektedir:
  1. Şuayb müşrikler tarafından taşlanarak öldürülmekle tehdit ediliyor (11:91)
  2. İnançlı mağara arkadaşları müşrik kavminin kendilerini taşlayarak öldürmelerinden çekiniyor (18:20):
  3.  İbrahim'in putperest olan babası İbrahim’i taşlamakla tehdit ediyor (19:46)
  4. Nuh müşrik kavmi tarafından taşlanmakla tehdit ediliyor (26:116):
  5. Elçiler müşrikler tarafından taşlanmakla tehdit ediliyor (36:18)
10) Mürtedin (dinden çıkanın öldürülmesi)
İslamcıların şeriatı, "hudud" suçlarını kanun halinde bir sisteme bağlarken irtidad yani dinden dönme suçuna da ölüm cezası öngörmüştür. Kuran’a göre dinden çıkan kişinin cezası Allah'a aittir (4:137). Kur'an'da olmayan bu ceza yüzünden, asırlar boyunca oluk oluk kan dökülmüştür (“Falanca kişi dinden çıkmıştır, kanı helaldir” fetvası yüzünden dökülen kanın haddi hesabı, bozulan huzur, barış ortamının da telafisi yoktur.) Bugün de bu uyduruk anlayış pek revaçtadır. IŞİD saçmalığını bir kenara koysak bile, Vahhabi/Ehli Sünnet anlayışının hakim olduğu Suudi Arabistan, Pakistan, Malezya gibi ülkelerde genel kabul görmüş bir şekilde Ehli Sünnet mezhebini takip etmeyen kişiler hapse atılmakta ya da cezaya çarptırılmaktadırlar. Suudi Arabistan’da Şiilere karşı ayrımcılık vardır. Pakistan’da Şiiler, Ehli Sünnet tarafından vurulmakta, öldürülmektedir. Tabii ki Şiiler de bazen buna karşılık verirler. Mürted, yani dinden çıkan kişinin öldürülmesi gerektiği şeklindeki inancın kaynağı nedir?

Levililer 24:11-16 "İsrailli kadının oğlu RAB'be sövdü, lanet etti. Onu Musa'ya getirdiler. Annesi Dan oymağından Divri'nin kızı Şelomit'ti. Adamı göz altına alıp RAB'bin kararını beklediler. RAB Musa'ya şöyle dedi: “Onu ordugahın dışına çıkar. Ettiği laneti duyan herkes elini adamın başına koysun ve bütün topluluk onu taşlasın. İsrail halkına de ki, ‘Kim Tanrısı'na lanet ederse günahının cezasını çekecektir. RAB'be söven kesinlikle öldürülecektir. Bütün topluluk onu taşlayacak. İster yerli ister yabancı olsun, RAB'be söven herkes öldürülecektir."

Deut. 13:1-10 "“Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa, bir belirtiyi ya da şaşılası bir olayı önceden bildirirse, ‘Bilmediğiniz başka ilahlara yönelip tapınalım’ derse, söz ettiği belirti, şaşılası olay gerçekleşse bile, o peygamberi ya da düş göreni dinlememelisiniz. Tanrınız RAB kendisini bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır.  Tanrınız RAB'bin ardınca yürüyün, O'ndan korkun. Buyruklarına uyun, O'nun sözüne kulak verin. O'na kulluk edin, O'na bağlı kalın. O peygamber ya da düş gören öldürülecek. O, sizi Mısır'dan çıkaran, köle olduğunuz ülkeden kurtaran Tanrınız RAB'be karşı gelmeye kışkırttı. Tanrınız RAB'bin yürümenizi buyurduğu yoldan sizi saptırmaya çalıştı. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldırmalısınız.“Öz kardeşin, oğlun, kızın, sevdiğin karın ya da en yakın dostun seni gizlice ayartmaya çalışır, senin ve atalarının önceden bilmediğiniz, dünyanın bir ucundan öbür ucuna dek uzakta, yakında, çevrenizde yaşayan halkların ilahları için, ‘Haydi gidelim, bu ilahlara tapalım’ derse, ona uymayacak, onu dinlemeyeceksin. Ona acımayacak, sevecenlik göstermeyecek, onu korumayacaksın. Onu kesinlikle öldüreceksin. Onu önce sen, sonra bütün halk taşa tutsun. Taşlayarak öldürün onu."

Sonuç yerine:
Burada verdiğim örnekler, çok daha uzun bir listenin sadece bir kısmı. Bu örneklerin Kur'an'da yer almadığını söylediğimde ilk karşılaştığım itiraz "ama hadis kitaplarında, tefsirlerde var" şeklinde olur. Evet, doğrudur. Hadis koleksiyonlarında bunlar neredeyse tıpatıp, kelimesi kelimesine yer alır. Çünkü o koleksiyonlar da aynı temel kaynaktan beslenir: Babil Talmudu. Bakın, Tevrat demedim. Sözlü Tevrat geleneği Mişna-Gemera, İslamcıların literatüründeki geleneksel Rivayet -Hadis-Tefsir zincirine tekabül eder.

Peki bunları takip etmekte sorun nedir? Tevrat, İncil, Kur'an hepsi aynı değil mi? Hatta bu soruyu daha da detaylandırırsak, iddia edildiği gibi İslamcıların şeriat hükümleri Kur'an'ın indiği dönemde Yahudi toplumunda var olan bu uygulamaların bazılarının tasdik edildiği, hatta Muhammed'in bu ilkeleri benimseyerek hadisler aracılığıya ashabına (dolayısıyla ümmetine) aktardığı iddiası ne derece doğrudur?

Bu iddia aslında hadis koleksiyonların kaynağı hakkında muhteşem bir itiraftır. Kuran Allah'ın Elçisi'ne, Tevrat, İncil dahil, kendinden öncekileri tasdik edici, tahkik edici bir mihenk, ölçüt, kriter (furkân) olarak indirilmiştir. Dolayısıyla, daha önceki metinlerde geçen uygulama ve hükümlerin doğruluğu konusunda başvurulacak ölçü Kur'an’dır. Kuran’ın içinde olmayan herhangi bir hükmün Kuran’dan tasdik alması mümkün değildir. Kuran’da A, B, C, D hükümleri geçiyor, Eski Ahit'te ek olarak Kuran’da yer almayan E, F, G hükümleri yer alıyorsa, Kur'an A, B, C, D'yi tasdik etmiş, E, F, G’yi tasdik etmemiştir. Mesele aslında bu kadar basittir.

Burada temel sorun, gerek Sünni, gerekse Şia ulemasının Kur'an'da olmayan Talmudik öğretileri bu koleksiyonlar yoluyla yaygınlaştırmışlar "kendi elleriyle yazarak", "bunlar da Allah'tan'dır" iddiasında bulunmuşlardır. Gerçekten de bu kişiler gayr-i metluv vahiy, kutsî hadis gibi bir takım uydurma kavramlarla elleriyle yazdıklarının Allah'tan olduğunu iddia ederler. Kur'an ise şöyle der:

2:78-79 "Onların içinde bir de ümmîler var ki, Kitab'ı bilmezler, bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zannederler. Vay haline o kimselere ki elleriyle kitabı yazıp, az bir çıkar elde etme amacıyla "Bu Allah katındandır" derler. Elleriyle yazdıklarından dolayı vay haline onların, kazandıklarından ötürü vay haline onların!" 

Gerçekten de mesela günümüzdeki Yeni Ahit’i insanlar kendi elleri ile yazmışlardır. Örneğin, Yeni Ahit’teki ilk kitap İmam-ı Matta’ya, ikincisi İmam-ı Mark’a, üçüncüsü İmam-ı Luka’ya, dördüncüsü İmam-ı Yuhanna’ya aittir.) Sünni-Şia inancında tıpatıp aynı şekilde bir kitap İmam-ı Buhari’ye, bir diğer kitap İmam-ı Müslim’e, bir diğeri İmam-ı Tirmizi’ye, bir diğeri İmam Cafer El-Tusi’ye, bir diğeri İmam El Razi’ye aittir. Böyle de devam eder. Bu kitaplar içerik, yöntem ve yapı itibarı ile büyük benzerlik taşır. Bu şekilde kendi elleriyle yazılan kitaplar için daha sonra ulema tarafından “bunlar dindendir/Allah katındandır” denmiştir (gayr-i metluv vahiy). Ancak kendi elleriyle yazdıkları bu kitapları yukarıdaki örneklerde de gördüğümüz üzere Kur'an tasdik etmemektedir. "Kendi elleriyle kitap yazıp bu Allah’tandır" demek Yahudi/Hristiyanlar için sapkınlıksa, bu durum Sünnî/Şia için de geçerlidir.

Yazı bu kadar uzadı, ancak yukarıdaki örneklere ek olarak "İsrailiyat" kaynaklı olup da Kur'an'dan tasdik almayan diğer bazı örnekleri listelemek istiyorum, bunları da siz araştırın:
  1. Antromorfik tanrı inancı
  2. Düşmüş melek/yarı tanrı inancı
  3. İblis/Şeytanın yaratılması ile ilgili hikayeler
  4. Görünmez uçuşan varlıklar (cin/melek)
  5. Yeryüzünün konumu/yaratılışı ile ilgili detaylar
  6. Güneş ve Ay'ın hareketlerinden iyilik kötülük çıkarma
  7. Akide meselesi
  8. Mehdilik inancı
  9. Adem öncesi yaşanılanlar
  10. Kadınları aşağılayan hadisler
  11. Menstruasyon döneminde kadınların pis sayılması
  12. Havva hikayesi
  13. Hacer hikayesi
  14. İsa'nın babasız olması
  15. Ademin babasız olması


Not: Blogu okur yorumlarına açıyorum. Çok sevinmeyin ama!

Cumartesi, Temmuz 19, 2014

Gezi üzerine geriden gelen sorular ve cevaplar

Bu alıntıyı arşivlerde kalması amacıyla yapıyorum. Orijinali şurada. Soruları soran da cevaplayan da ben değilim.

OK, what you want is actually a book, but I'll see what I can do in a few paragraphs.
What's the current political landscape in Turkey?
We'll have to look at the polling data after this is over one way or another. I don't think anyone knows at the moment. Before the protests, AKP was polling at a bit over 50%.
Wikipedia gives me the impression that the current government won by a landslide, and yet people are very angry at those they elected.
They got a tiny bit below 50% of the vote. I'm unsure how many of those who voted for them are angry. This is a large country, and Istanbul probably has ~10M adults, pissing off even small fractions of the populace will cause the scenes you saw. Roughly this same crowd staged a huge rally in Istanbul in '07 and then a few months later AKP got more than 45% in the province.
Where did it go wrong, and how much support does the government realistically have, and where does the majority of the support now lie?
We'll find out for sure next year and in '15 (multiple elections). As much coverage as it gets, this is minor compared to what else is going on. PKK has entered into some kind of a deal, we don't know how Syria will work out and then, of course, there's the economy and if it tanks in a way that pisses people off all bets are off.
What specific events lead up to this? I've heard many people saying the erosion of rights and secularism is worrying, but specifically what has the current government done to piss off the whole of Turkey?
It started out as a sit-in in a park people wanted to preserve and then escalated. I think the people are, in general, pissed at the PM's attitude as he pretends those who didn't vote for him don't matter. He doesn't quite say "you don't matter" of course. Quite on the contrary, he pretends he's this fair, just, fatherly figure who'll take care of all and preserve the 'right' amount of liberty and allow certain things he disapproves of just for those other folks. Oh, of course, anyone who disagrees gets badmouthed. You can see how this attitude can piss people off. (The erosion of rights, freedom of expression etc. issues do exist, of course but this place hasn't ever been a social libertarian paradise. The present restrictions have somewhat of a more pious character, but are not vastly different. It is also worth noting, though, that 'same as before' even if true isn't good enough since freedoms and democracy are being advertised.)
What do you individuals see as the end goal(s) to these protests?
Depends on how they end.
Do you feel any danger that these protests could be hijacked by radical groups, as seen in Egypt, Syria, etc? I understand that right now, it is being done specifically in the name of secularism and human rights, but Egypt started this way too.
No. Depending on what happens with the PKK, it may swing towards a dangerous kind of nationalism though. With these folks in power, I wouldn't fear violent radical Islam here, of the local variety, in any form. As many observe they may well be carrying the potentially dangerous, poor, pious crowds into the system and to the center. As they do that the center, as it were, does shift of course but we won't see Taliban or anything anywhere near it here.
What can foreigners do to help restore your rights?
Do what, on paper, various institutions Turkey is a member of are supposed to do. Monitor, report, perhaps fast-track cases to ECHR. There's a perception here that this government cuts deals about foreign policy and is willing to be a Muslim role model to the other troubled countries. In exchange, it is claimed, people in the West, who usually fuss about rights and liberties, are silent about what they do to us domestically. I don't know how strong this undercurrent is, but it is there and, to the extent it exists, it is pushing people towards some kind of secular, anti-West nationalism.
Other than that Turkish liberty is primarily the Turks' business, you can't do much from abroad. If you live here and understand how things work in your country (and the pitfalls) you could share them with individuals around you. There's a tendency to either outright lie about how things are in 'the West' or to cherry pick rules and approaches from individual countries to justify heavy-handed or intrusive state action here. Not many people can read in foreign languages here, and, with this subservient press, people may genuinely believe what they hear. Of course it isn't cast in stone that this country has to be a 'Western' liberal democracy, but if this claim will be made and progress will be advertised it needs to be truthful. It isn't, so the people should know it isn't. (I prefer explicit illiberalism to illiberalism masquerading as liberalism.)

I'll leave the rest to people who actually faced the police. I get gassed at home and walk by the semi-dispersed crowds and breathe the gas. I can tell you, though, the people I saw were ordinary people -- just frustrated.