Democracy has nothing to do with freedom. Democracy is a soft variant of communism….the doctrine of democratic peace, which goes back to the days of Woodrow Wilson and World War I, has been revived in recent years by George W. Bush and his neo-conservative advisors, and by now has become intellectual folklore even in liberal-libertarian circles.
ters açı
ekonomi, politika, gündem üzerine alternatif yorumlar
Pazar, Temmuz 08, 2012
Demokrasi diye diye!
Ters Aci geri donuyor!
Salı, Ocak 17, 2012
Pazar, Ocak 15, 2012
Anti-kemalist ittihatcilik
Bütün bunlara karşın Kemalist İttihatçılık özellikle karizmatik lideri Mustafa Kemal’i yitirdikten sonra yavaş yavaş örgütlenen bir muhalefetle karşılaşmaya başladı. Demokrat Parti’den Nakşibendiliğe, Nurculuğa ve Sosyalizme uzanan bu muhalefet spektrumu ile Anti- Kemalist İttihatçılık (AKİ) arasında bizim bilmediğimiz cinsten bir takım ilişkiler var mıydı? Bu herhalde kolay cevaplanamayacak bir soru olsa gerek.
AKİ’ın ne ölçüde Türkiye bürokrasisinde, TSK’de, istihbarat örgütünde ve diğer siyasi kurumlarda varlığını koruyabildiğini bilebilmek de mümkün değil. Dolayısıyla Kemalizm’e muhalefet olarak gelişen sosyalist ve İslamcı hareketlerle AKİ arasında ilişki kurmak her bakımdan zor. Siyasi iktidar mücadelesinde kimin diğerini ne ölçüde etkilediğini bilebilmek de oldukça güç.
Ancak bildiğimiz bazı şeyler var. Nurculuk gibi Nakşibendi bir ilhama sahip Milli Görüş hareketi tüm İslamcı söylemine rağmen günün sonunda ne hikmetse hep kendine Milli ile başlayan isimler bulmayı tercih etmişti. (Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, hareketin yayın organı Milli Gazete) Said Nursi ve Nurculuk ile İttihatçılık ve özellikle AKİ arasında çok daha net ve önemli bağlar bulunduğunu daha önceden belirtmiştik. Şimdi Türkiye’de her iki harekette başat bir yere sahip.
Uzun zamandir adini koymaya calistigim bir tespitti. Taraf'ta Murat Sofuoglu'nun yorumu cuk oturmus.
Çarşamba, Nisan 21, 2010
Anayasal çelişki
Derin Düşünce blogunda Ahmet Cem Özen Anayasa değişikliği hakkında yazmış. Değişiklik paketinin taktiksel olduğunu söylüyor Ahmet Cem Özen. Amaç seçimlere referandum gerginliğinin rüzgarıyla girmek. Hemfikirim.
Yazının son paragrafı:
Eğer AKP samimiyse bu neresinden tutsanız elinizde kalacak anayasayı toptan değiştirecek adımları atmalı. Eğer bu meclis aritmetiği veya siyasi ortam yepyeni bir anayasa yapmaya müsait değilse hükümet buna yönelik girişimlerde bulunmalı. Mesela bir sonraki genel seçimi anayasa meclisi seçimine çevirmeli ve sonrasında iktidara gelirse ilk işinin yeni bir anayasa yapmak olacağını ilan etmeli. Ancak bu şekilde özgürlükçüler içi rahat bir şekilde referandumda evet der.
Katılıyorum.
| tepkiler: |
Cuma, Nisan 16, 2010
1982 Anayasası
“Tartışılan 26 kusur maddelik anayasa değişikliğine karşıyım, benden evet oyu çıkmaz” dediğim için düzen koruyucu bürokrasi ile aynı safta yer almakla suçlandm. Aynı anlayış, anayasa değişiklik teklifinin yetersiz olduğunu, ama buna rağmen destek verilmesini savunuyor. Sanki AKP’ye biat ettik ne isterse tabi olmamız gerekiyor. 2007 seçimlerinde oyumu gururla AKP’ye vermiştim, pişman da değilim. Ama seçmenlerini AKP’nin müridi sanmak gibi garip bir anlayış var. Benden mürit olmaz.
Anayasa, à la AKP yazısında öne sürdüğüm alternatif de ütopik bulunmuştu. Hukuk insanı olarak ülkede bir numaralı uzman diyebileceğim eski Yargıtay başkanı (Yargıtay eski başkanı değil) bakın ne demiş:
Samsun'un Çarşamba ilçesinde Çarşamba Belediyesi ve Samsun Aydınlar Ocağı katkılarıyla düzenlenen "Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil ve Çarşamba Sempozyu"ma katılan Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk konuşmasında, Türkiye'de hukuk bilincinin son derece zayıf olduğunu söyledi. Anayasa'nın kalkması gerektiğini savunan Prof. Dr. Sami Selçuk, "Bir toplumu uygar yapmak istiyorsanız hukuk bilincinin gelişmesi gerekiyor. Eğer hukuk bilinci eksik kalırsa uygar toplum olmamız mümkün değil. Ben Türkiye'nin hukuk bilincinin son derece zayıf olduğunu düşünüyorum. Eğer Türkiye'de hukuk bilinci doğru dürüst gelişseydi, 1982 Anayasası'na kimse katlanamazdı. Bu Anayasa kalkmak zorundadır, değişmek değil" diye konuştu.
Ben de o yazımda şöyle demiştim:
O kadar eleştirdim, alternatifimi de söyleyeyim: darbe sonrası askerlerin eliyle yazılmış 1982 anayasası tümden iptal edilmelidir.
Aklın yolu birdir.
Perşembe, Nisan 15, 2010
Türkiye sefalet endeksi
| tepkiler: |
Salı, Nisan 13, 2010
Anayasa değişikliği
Gereksiz anayasa değişikliği tartışmaları gündemi esir almış durumda. Atılan taş ürkütülen kurbağaya değmeyecek, önümüzdeki altı ila dokuz ayı Anayasa mahkemesi kapısı gözleyerek, AKP-CHP-MHP kapışmasını izleyerek, yargı-asker-cumhurbaşkanı --eksik olmasın onlar da tabi—tarafından demeç yağmuruna tutularak izleyecek, sonunda Anayasa falan değişmeyecek, AKP’nin seçim manevrasını kucağımızda bulacağız. Yeni anayasa, Ergenekon operasyonu, başörtüsü, Alevi açılımı, Kürt açılımı, Balyoz derken sıfıra sıfır elde var sıfırla, AKP ikinci döneminde dişe dokunur hiç bir iş yapmadan sandıkta karşımıza çıkacak. Politik görünüm bu, ama bu yazının konusu başka.
Anayasayı, yani kuralları istediğiniz kadar değiştirin, sonuçta bürokrasinin borusu öter. AKP’nin değişiklik paketini eleştirmemin asıl nedeni de bürokrasinin yetki alanının sınırlandırılmaması, tam aksine genişletilmesi. AKP, bürokrasinin hegamonyasındaki 1982 düzenini değiştirmiyor, ehlileştiriyor.
Kural koyarken istediğiniz kadar iyi niyetli olun, amacınız ne kadar hoş olursa olsun, sonuçlar canınızı acıtabilir. Boşuna, cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir dememişler. Bu duruma ekonomide biz “unintended consequences” diyoruz.
Anayasa bağlamına da uyan bir örnek vereyim: Küçük bir şirketiniz var. A’yı genel müdür olarak atadınız. İki tane de yardımcısı olsun: B, C. Karar alma mekanizması düzgün işlesin diye şöyle de bir kural koydunuz: gündemdeki projeler üç kişinin oyuna sunulur. En fazla destek alan proje uygulanır. Eşitlik durumunda ise A’nın, yani hiyerarşide daha yukarıda olan genel müdürün tercihi uygulanır.
Görünürde, gayet mantıklı görünen (—sanırım gerçekte de mahkeme başkanının oyu konusunda benzer uygulamalar var--) bu uygulama genel müdüre daha geniş yetki tanıyor sanılır. Bakalım gerçekten öyle mi?
Gündemde üç proje olsun: x, y, z. A, B, C’nin tercihleri de yukarıdan aşağıya şu şekilde:
| A | B | C |
| x | y | z |
| y | z | x |
| z | x | y |
Birinci tercihe 3, ikinciye 2, üçüncüye 1 puan verirsek, her üç projenin de 6 puan aldığını, sonuçta eşitlik olduğunu görüyoruz. Kuralımıza göre bu durumda x projesi uygulanacak.
Ama şimdi kendinizi B yerine koyun. Oyunuzu y>z>x şeklinde açıklarsanız, hiç istemediğiniz x kabul edilecek. Ama stratejik düşünerek oyunuzu z>y>x şeklinde açıklarsanız, ikinci tercihiniz olan z kabul edilecek. Hangisini tercih edersiniz?
B stratejik düşünüp z>y>x şeklinde oy kullandığında görünürde yetkileri daha geniş olan A’nın hiç istemediği z’nin kabul edildiğini görürsünüz. A’nın bu stratejiye karşı yapabileceği hiç bir şey yoktur. B’ye rüşvet vermek hariç:)
(Takip edenler hatırlayacaklar, Ocak ayında yazdığım Sivil diktatör başlıklı yazıda “oy çokluğuna dayanan bütün sistemler doğası gereği dikta rejimidir” demiştim. Bu yazıda da örneğini verdiğim durum benzer bir paradoksa işaret ediyor. Oy çokluğuna dayanan kurallar görünürde adil görünebilirler, ama gerçek hiç de öyle değildir. İdeal yasalar için gereklli olan sistem oybirliği (unanimity) kuralıdır. İdeal dedim diye beni ütopyacı olmakla suçlayanlar çıkacaktır elbet. Ama bu itham söylediklerimin doğru olduğu gerçeğini değiştirmiyor.)
| tepkiler: |

